Türk hukukunda trafik kazalarına bağlı olarak alınabilecek tazminat türleri arasında değer kaybı ve mahrumiyet bedeli önemli bir yer tutuyor. Bu tazminatlar, zorunlu arabuluculuk süreçlerinde ve anlaşmazlık durumunda yargılama aşamasında sıklıkla gündeme geliyor.
Özellikle Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvuru da bu süreçlerin önemli bir parçası. Bu yazıda, maddi hasarlı trafik kazaları kapsamında tazminat başvuru süreçlerine odaklanacağız.
Yaralamalı veya ölümlü kazalarda ise bu tazminatlar, kusur oranına göre ilave taleplerle birlikte gündeme gelebiliyor.
Ülkemizdeki trafik araçlarının Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası (ZMMS), kanunen zorunlu bir uygulama. Buna karşın, kasko poliçeleri isteğe bağlıdır. Ancak günümüzde, kasko poliçeleri araç bedellerinin ve onarım maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle neredeyse zorunlu hale gelmiştir.
Maddi hasarlı kazalar dışında yaralanmalı veya ölümlü kazalarda da hesaplama kriterleri her yıl asgari ücret artışına bağlı olarak güncellenmekte. Dolayısıyla, araç sahiplerinin kasko poliçesi yaptırması kritik bir öneme sahip.
Son yıllarda, İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortası (İMMS) da sigorta şirketleri tarafından sunulan önemli bir poliçe haline geldi.
Ülkemizdeki araç yoğunluğu ve sürücülerin dikkatsizlikleri, trafik kazalarını kaçınılmaz kılıyor. Kazanın ardından “Mala gelsin cana gelmesin” temennisi bir yana, “Mal canın yongası” ifadesi de sıkça dile getiriliyor.
Kazadan zarar gören araç sahipleri, sigorta acenteleri veya tamir servisleri aracılığıyla değer kaybı ve mahrumiyet bedeli tazminatlarını talep etme hakkına sahip.
Ancak bazı danışmanlık şirketlerinin, hasar dosyaları üzerinden elde ettikleri bilgileri kullanarak tuzaklar kurabileceği göz önünde bulundurulmalı. Bu tür şirketler, çoğu zaman yasal bir dayanağa sahip olmaksızın, mağdurları arayarak vekaletname talep edebilirler.
Bu nedenle, hukuki süreçlerin doğru bir şekilde yürütülmesi için baroya kayıtlı avukatlardan destek almak büyük önem taşır.
Değer kaybı bedeli, bir aracın kaza sonrası piyasa değerinin hasar oranına göre düşmesini esas alıyor. Aracını koruyarak kazaya karışmamış sürücüler, bu zararlarının tazminini kusurlu kişiden talep edebilir.
Bununla birlikte, değer kaybı sadece trafik kazalarından doğmaz; sıfır bir araç alındığında ayıplı mal ile karşılaşılması veya servis hizmetleri sırasında hasar görmesi gibi durumlarda da bu hak kullanılabilir.
Bu tür durumlarda, tüketiciler, ayıplı malı satan bayiden ya da hizmet veren servisten tazminat talep etme hakkına sahiptir.
Mahrumiyet bedeli ise, kazadan dolayı aracının onarım sürecinde araç sahibi tarafından kullanılamadığı günler için kiralama bedeli talep etme hakkını içeriyor.
Eğer araç, tamirat süresince kullanılamıyorsa, bu süre zarfında kiralanacak bir araç için ödenecek bedel tazminat olarak talep edilebilir. Ancak bu süreçte, araç sahibinin kasko poliçesindeki ikame araç klozunun devreye girip girmediği dikkatle incelenmelidir.
Sigorta şirketleri, mahrumiyet bedeli tazminatına karşı sorumlu tutulamaz.
Sonuç olarak, değer kaybı bedeli, kusurlu aracın ZMMS poliçesi kapsamında hesaplanabilse de, mahrumiyet bedeli için bu poliçeden herhangi bir sorumluluk bulunmamakta. Eğer kusurlu aracın Zorunlu Trafik Sigorta Poliçesi yoksa, Güvence Hesabı’ndan bu tazminatlar talep edilemez.
Güvence Hesabı, yalnızca yaralanma veya ölüm durumlarında gündeme gelen tazminatlar için kullanılabilir. ZMMS poliçesi kapsamında ödenecek tazminatlar, eğer sigorta şirketiyle anlaşma sağlanamazsa, kusurlu kişiden de talep edilebilir.
Yargı süreçlerinin karmaşık doğası, mutlaka bir hukukçudan destek alınmasını gerektiriyor.
Herkese kazasız, keyifli sürüşler dilerim.